Ana Sayfa Genel, Siyaset 2 Eylül 2021 167 Görüntüleme

ÖZTRAK GÜNDEMİ DEĞERLENDİRDİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak Genel Merkez’de MYK gündemine dair  basın toplantısı gerçekleştirdi.

Öztrak konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“BAYRAKTAR’I İFADEYE ÇAĞIRACAK SAVCI ARANIYOR”

 

CHP Sözcüsü Öztrak, eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın 17-25 Aralık açıklamalarıyla ilgili olarak, “Bu millet, bakan çocuklarının evlerinden çıkan kasaları unutmadı. Sıfırlanmakla bitmeyen avroları, dolarları unutmadı. Ayakkabı kutularında ele geçirilen rüşvet paralarını unutmadı. Bu olaylar Yüce Divan’da aklanmamış, bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ‘ucu nereye giderse gitsin’ diyerek, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir Cumhuriyet Savcısı arıyoruz” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

Güne acı bir haberle başladık. Tiyatromuzun çok kıymetli bir ismini, Ferhan Şensoy’u kaybettik. Ferhan Şensoy’a Allah’tan rahmet, ailesine, sanat camiamıza ve ülkemize başsağlığı diliyoruz. Yine öğle saatlerinde Kütahya’da orta şiddette bir deprem oldu. Depremde can ve mal kaybı olmaması, en büyük dileğimiz. Tüm Kütahyalı hemşerilerimize geçmiş olsun diyoruz.

 

BAŞIMIZ DİK DOLAŞIYORSAK, BÜYÜK ZAFERE VE KOMUTANINA BORÇLUYUZ

Ağustos ayı, tarihe altın harflerle yazılmış, önemli zaferler barındırır. Tüm bu zaferler, bizimdir, milletimizindir. Bizi biz yapan tarihi dönüm noktalarıdır. Onlar için, “gömelim seni tarihe” deseniz de, tarihin sinesine sığmazlar… Dün 99. yılını kutladığımız, 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, işte böyle büyük bir zaferin adıdır. Bugün Anadolu ve Trakya topraklarında, egemen bir ulus olarak yaşıyorsak, emperyalizme boyun eğmeyen bir millet olarak, bu vatan topraklarında, başımız dik dolaşıyorsak, namusumuza, iffetimize, inancımıza sahip çıkabildiysek, semalarımızda al bayrağımız dalgalanıyorsa, minarelerimizden ezanlar okunuyorsa, bunu bu büyük zafere, bu zaferi bize armağan eden, başta büyük komutan, büyük devlet adamı, cumhuriyetimizin ve partimizin kurucusu, Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm şehit ve gazilerimize borçluyuz. Bu vesileyle, Kurtuluş Savaşımızın tüm kahramanlarını, saygıyla, rahmetle, şükranla bir kez daha anıyoruz.

 

BAŞKOMUTANI ANMADAN BAŞKOMUTANLIK ZAFERİ ANILMAZ

Büyük Taarruz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi sözleriyle: “Her evresi düşünülmüş, hazırlanmış, yönetilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış bir harekât, Türk ordusunun, Türk subaylarının ve komuta kurulunun yüksek güçlerini ve kahramanlıklarını, tarihe bir kere daha geçiren büyük bir yapıttır. Bu yapıt, Türk ulusunun özgürlük ve bağımsızlık düşüncesinin, ölümsüz bir anıtıdır.” Büyük Taarruzu büyük kılan sır, işte bu satırlarda görülen milli bilinç ve yüksek tevazuda saklıdır. Zaferin başkumandanı bu büyük zaferi, ordusuna, milletine ve milletin bağımsızlık ve özgürlük düşüncesine, ithaf etmiştir. Bu yüksek tevazu ve anlayışı kavrayamayan, bazı hastalıklı kafalar, Başkumandanını anmadan, Başkumandanlık zaferini anabileceklerini zannetmişlerdir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılan bu aymazlığı, milletimizin değerlerinden bu kopuşu anlamak, mazur görmek mümkün değildir.

 

KULDAN UTANMIYORSUNUZ, BARİ ALLAH’TAN KORKUN

Diyanet en son Cuma hutbesinde, Diyarbakır’ın İslam orduları tarafından fethini, kumandanıyla beraber anmayı bilmiştir. Ama aynı hutbede Büyük Taarruzu ve Sakarya’yı, bu zaferlerin başkumandanının adıyla anmamıştır. Milletimizin yükselen tepkileri üzerine, gerçi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adını, 30 Ağustos için yayımladığı bir mesajda, lütfen geçirmiştir. Ama sayesinde, özgürce ibadet edebildiğimiz camilerde, milletimizin aziz Atasının adını anmama aymazlığından vazgeçmemiştir. İlk başkanının, Rıfat Börekçi gibi, kahraman bir ilim insanı olduğu bir kurumda, Börekçi’nin koltuğuna oturacaksın. Milletin verdiği vergilerle, maaşını alacaksın, gösterişli cübbeler giyeceksin, lüks makam arabalarına bineceksin, sonra da Atatürk’ün adının camilerde anılmaması için, elinden geleni ardına koymayacaksın. Bizim inancımız, “Hakkı, hak edene vereceksin” der. Kuldan utanmıyorsanız bari Allah’tan korkunuz olsun… Kadir bilir milletimiz, camilerde Mustafa Kemal Atatürk’e bir Fatiha’yı çok gören bu kafaya, hakkını helal etmez, etmeyecektir.

 

EN ÇOK ZARARI DİNİMZ GÖRDÜ

Diyanet, milletimizin ortak değeri Atatürk’le uğraşıyor. Ama bu ülkede, son 19 yılda yenen kul hakları için, bir çift söz söyleyemiyor. Yalan, dolan, rüşvet arşa ulaşmış. Beytülmal talan edilmiş. Gösterişli cübbelerin içindekiler, buna tek bir laf edemiyor, “Rüşvet almak, kul hakkı yemek haramdır” diyemiyor. Son 19 yılda bu ülkede, eğitimden, ekonomiye, kurumsal yapıdan, dış politikaya kadar pek çok şeye zarar verildi. Ama en çok zararı, kutsal dinimiz ve inancımız gördü.

 

DAVANIN(!) YOLCULARI İTİRAFÇI OLUYOR

Peygamberimiz, “Din güzel ahlaktır” buyuruyor. Son 19 yıldır dinin içinden ahlakı çıkardılar. Dini siyasi bir araca dönüştürdüler. Rant ve servet devşirmek için kullandılar. Bunun adına da sözde “dava” dediler. Ama şimdi bu davanın yolcuları artık itirafçı olmaya başladılar. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı, “17-25 Aralık tapeleri ve dosyamda ne varsa doğrudur” dedi. Bir televizyonda, “Ne yaptıysam Erdoğan’ın talimatıyla yaptım” diyerek istifasını açıklayan bu Eski Bakan “Görevini kötüye kullandığını” da bir defa daha kabul etti. Yine AK Parti’nin kurucularından eski bir milletvekili, “AK Partililerin yüzde 90’ı yakında itirafçı olacak” dedi. Bu millet, bakan çocuklarının evlerinden çıkan kasaları unutmadı. Sıfırlanmakla bitmeyen avroları, dolarları unutmadı. Ayakkabı kutularında ele geçirilen rüşvet paralarına faiz işletip, sonrada bu rüşveti faiziyle alana iade edenleri de unutmadı. Bu olaylar Yüce Divan’da aklanmadı. Majestelerinin milletvekillerinin oylarıyla, bu hesap yargıdan kaçırıldı.

 

BU DOSYALAR MİLLETİN VİCDANINDA KAPANMADI

Şimdi Cumhurbaşkanı’nın Yüksek İstişare Kurulu üyesi, dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek de “Bu dosyalar, Yüce Divan’da görüşülmeliydi” diyor. Tüm bunlar milletin vicdanında hala kanayan bir yaradır. Bu dosyalar milletin vicdanında kapanmamıştır. Şimdi bu itirafları, ucu nereye giderse gitsin diyerek, suç duyurusu kabul edip, bu bakanı ifadeye çağırabilecek bir Cumhuriyet Savcısı arıyoruz. Bulur muyuz bilmiyorum.

 

ADALET DİREĞİNİ AYAĞA KALDIRACAĞIZ

Yaklaşan seçimlerden sonra, yapacağımız ilk iş, devletin çökertilen adalet direğini hızla ayağa kaldırmak olacak. Devlet yönetimindeki çürümeye, kokuşmuşluğa son vermek için, Siyasi Ahlak Yasasını çıkaracağız. Kamu İhale Kanunu’nu, rekabet ve şeffaflığı sağlayacak şekilde, yeniden düzenleyeceğiz. Sayıştay’ı gerçek işlevine kavuşturacağız. TBMM’de Kesin Hesap Komisyonu kurup, başkanlığını muhalefete vereceğiz. Varlık Fonu ve benzeri Paralel Hazine uygulamalarına son vereceğiz.

 

ALMANYA’DA ZİRAAT’E KAYYUM GELİYOR

İşte en son, Varlık Fonu’na aldıkları Ziraat Bankası’nın, Almanya’daki iştirakinde büyük bir skandal patladı. Alman Bankacılık Düzenleme Denetleme Otoritesi, Ziraat Bankası’nın Almanya’daki iştirakine, olağanüstü cezalar kesti. Yine kredi verme ve mevduat toplama sınırı da getirdi. Gerekçe, Türkiye’deki Varlık Barışı uygulamaları kapsamında, sorgusuz, sualsiz Türkiye’ye para transferi yapılması, usulsüz krediler verilmesi. Alman Bankacılık Otoritesi, Türkiye’den atanan genel müdür adayları için, tam dört kez ret cevabı vermiş. Almanya’nın Ziraat Bankası iştirakine, özel yetkili Genel Müdür atayacağı söyleniyor. Bir başka ifadeyle Almanya’daki Ziraat Bankası’na kayyım geliyor. Bu uygulamanın hem Avrupa’da Türk bankacılığı için, hem de Almanya bankacılık tarihinde bir ilk olduğu ifade ediliyor. Bu rezalet hakkında Ziraat Bankası’ndan da, bizdeki bankacılık otoritesi Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’ndan da ve bu bankanın bağlı olduğu Varlık Fonu’nun başında bulunan Cumhurbaşkanından da şu ana kadar gık çıkmadı. Bu suçlamalar karşısında başımız eğik mi duracağız? Bu suçlamaları kabullenecek, sineye mi çekeceğiz?

 

YEDİKLERİNİ KURSAKLARIUNDAN SÖKÜP ALACAĞIZ

Diğer taraftan eğer bunları kabul ediyorsak Ziraat Bankası’nın iştirakine kesilen bu cezalar, kimin cebinden çıkacak? Elbette Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nden, yani vergi mükelleflerimizden. Şunu burada açıkça ifade edelim. İktidara geldiğimizde, tüyü bitmedik yetimin hakkını yiyenlerin, kursaklarından yediklerinin hepsini söke söke alacağız.

 

KUSURA BAKMASIN SİCİLİ ORTADA

Ne yazık ki Erdoğan Şahsım Hükümeti’nin hesap vermeden, sorgusuz, sualsiz yaptığı her işin bedelini, milletimiz ya cüzdanıyla ya da canıyla ödüyor. Erdoğan daha düne kadar, Afganistan’daki havalimanına, askerimizi nöbetçi yazmak için uğraşıyordu. Genel Başkanımız uyardı. “Tek bir askerimizin burnu kanarsa, sorumlusu siz olursunuz” dedi. İşte bugün Kabil Havalimanı’nın yanı başında, her gün bombalar patlıyor, insanlar ölüyor. Kim haklı çıktı? Biz haklı çıktık. Çünkü biz meselelere, Erdoğan’dan farklı olarak, sadece ve sadece Türkiye’nin penceresinden, ulusumuzun hak ve menfaatleri penceresinden bakıyoruz. Beyefendi mecbur kaldı. Genel Başkanımızın, Mehmetçiğimizi Afganistan’dan çekme talebini dinledi, kabul etti. İyi de oldu. Ama bunu hala hazmedemiyor. Şimdi çıkmış, “Afganistan konusunda, biz ana muhalefetin, muhalefetin ne dediği ilgilendirmez. Biz kendi irademize bakacağız” diyor. Kusura bakmasın, onun sicili ortada. Beyefendi hangi bölgesel meselede, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine bizim penceremizden baktı? “Büyük Ortadoğu ve Genişletilmiş Kuzey Afrika Projesi’nin Eş Başkanı”  penceresinden bakmaktan başka bir şey yapmadı. Şimdi nasıl oluyor da “kendi iradesinden” bahsedebiliyor?

 

BU BEDELLERİ ERDOĞAN’IN KİBRİ YÜZÜNDEN ÖDEDİK

Suriye’de yaşadıklarımız ortada. 5 milyon Suriyeli sığınmacı 10 yıldır Türkiye’de. Bu Sığınmacılar için 40 milyar dolardan fazla para harcandı. Sınırlarımızda güvenliği sağlamak için binlerce askerimiz sınırın öteki yanında duruyor… Yüzlerce askerimiz Suriye’de şehit düştü. Peki, Türkiye’ye tüm bu ağır bedelleri kim ödetti? Elbette Erdoğan. Ve tabi Erdoğan’ın bitmek bilmez kibri…

 

ERDOĞAN’IN KUYRUĞUNA TAKILAN “UFAK RÜZGARGÜLÜ”

Ne yazık ki Erdoğan; 3-5 milyar avro finansı görünce, Türkiye’yi, Avrupa’nın mülteci gettosu yapmaya, hemen teşne oluveriyor. Daha dün, “Finansı iyi yönettiğimiz için, yeni mülteciler alabiliriz” diyen kimdi? Erdoğan’dı. Millet tepki gösterdi çark etti… Erdoğan’ın dün dediğini, bugün dediği tutmuyor. Rüzgârgülü gibi, nereden rüzgâr eserse, Erdoğan’da oraya dönüyor. Bir gün “Taliban ile görüşürüz” diyor. Ertesi gün Taliban’ı terörist ilan ediyor. Sonraki gün de, “Taliban ile masaya otururuz” deyiveriyor. Erdoğan’ın kuyruğuna takılan küçük ortağının hali ise daha da perişan… 15 gün önce, “Askeri unsurlarımızın Afganistan’ı terki, düşünülmeyecektir” diyen ufak ortak, bugünlerde, “Askerimizin tahliyesi doğru bir tercih, yerinde bir karardır” diyerek, çekilme kararına alkış tutuyor. Hemen ardından da, “Kabil emniyetli değilse, Ankara güvende olamaz” diyerek, kendini bir kez daha yalanlayıveriyor. Yani Erdoğan’ın kuyruğuna takılırsa tabi böyle “ufak rüzgârgülü” olur.

 

KABİL HAVALİMANI’NDAN VAZGEÇEMİYORLAR

Bunlar ülkeyi de, devleti de yönetemiyorlar. Memleket, Cumhur İttifakı’nın yönetiminde, fırtınaya kapılmış yaprak misali savruluyor. Ama bu beyler her şeyden vazgeçiyorlar. Kabil Havalimanı’nın işletmesinden, nedense bir türlü vazgeçemiyorlar. Hakikaten, Kabil Havalimanı’nı bunlar için bu kadar vazgeçilmez kılan nedir? Afganistan’daki havalimanında bunları bu kadar cezbeden ne var? Valla şuanda Afganistan’da en bol olan, terör ve uyuşturucu. Türkiye’yi, böyle bir coğrafyaya sokmak için, bu ısrar neden? Çıksınlar şunun sebeplerini millete bir anlatsınlar bakalım… Ama yapamazlar. Allah’a çok şükür, bizler ekşi yemedik. Bu nedenle de karnımız ağrımaz. Bizim tehdit edilecek, müzakere masalarında kolumuzu büktürecek, dosyalarımız yok. Onun için doğru bildiğimiz neyse, vicdan rahatlığıyla milletimizin huzurunda konuşuruz. Erdoğan bizi ister dinlesin, ister dinlemesin. Ama bizi dinlemediğinde, burnunun dikine gittiğinde, bunun faturasını hep milletimiz ödedi. Bunu da milletimiz bilsin.

 

SIĞINMACI MESELESİ, BEKA MESELESİ

Kontrolsüz göç ve sığınmacı sorunu, ne yazık ki Türkiye’nin en önemli beka sorunu olmuştur. Hatay’ın hemen yanı başında, İdlib’de, Dünyanın dört bir yanından gelmiş yüzbinlerce savaşçı, patlamaya hazır bomba gibi bekliyor. Buralarda işler bir kez daha kızışırsa, milyonlarca insan, İdlib’den sınırlarımıza akar. İçlerinde de binlerce radikal ülkemize girer. Bu da bir kâbus olur. Yine İran, Afganistan’dan akıp gelen göçmenleri sadece seyrediyor, bizim sınırımıza gönderiyor. Bu gelenlerin içinde radikal bir takım unsurlar var mı, yok mu? Erdoğan dâhil, bunu kimse bilmiyor. Çok açık konuşalım. İdlib, Rusya’nın elinde, Afganistan İran’ın elinde, Türkiye’ye karşı kullanacakları stratejik bir koza dönüştü. Avrupa ise ne yazık ki bu meselelere, “Parayı veririm, Türkiye’yi göçmen gettosu yaparım” anlayışıyla bakıyor. Bu ahlaksız teklifleri Erdoğan kabul etse de bizim kabul etmemiz, rıza göstermemiz mümkün değildir. Avrupalı dostlarımız şunu bilsin ki, Avrupa’nın sınırı Kapıkule’den başlamaz. Gürbulak’tan başlar. Herkes planını bu gerçeğe göre yapsın. Karşımızdaki bu beka sorununa, devlet aklıyla, ciddi bir stratejiyle, yoğun bir diplomasiyle tepki vermek zorundayız. Ama Erdoğan’ın bu konuda strateji oluşturacak ne bir derinliği, ne de diplomasiyle sorun çözme kapasitesi var. Onun için de hep söylüyoruz; Türkiye yönetilmiyor, Türkiye savruluyor.

 

BÖLGEDE KURULAN MASALARA OTURAMAZ HALE GELDİ

İşte Irak’ta, “Bağdat İşbirliği ve Ortaklık Konferansı” düzenlendi. Bu toplantıya, Fransa Cumhurbaşkanı katıldı. Katar Emiri katıldı. Mısır Cumhurbaşkanı katıldı Kuveyt Başbakanı katıldı. Ürdün Kralı katıldı. Ama Erdoğan katılamadı. Uluslararası protokolde çok daha geride olan, Dışişleri Bakanı ülkemizi temsil etti. Sebep, Taliban’la masaya otururum diyen Erdoğan, Sisi ile beraber masaya oturamadı. Dış politikayı şahsileştirmenin sonucu ne yazık ki budur. “Bölgemizde bizden habersiz kuş uçmaz” diye caka satarken, bir de bakarsınız, bölgede kurulan masalara oturamaz hale gelmişsiniz. Ülkemiz, bu diplomatik yalnızlığı mutlaka aşmak zorundadır. Bölgemizdeki meselelere bölge ülkelerinin çözüm üretmesi, inisiyatif alması esastır. Yoksa bölge dışı ülkeler, kendi çözümlerini dayatacak, “Çözüm üretiyoruz” diyerek, yeni sorunlar üreteceklerdir. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da yaşadıklarımız, bunu bize öğretmiştir. Bu nedenle bizim iktidarımızda, bölgemizde huzur, barış ve istikrar oluşturmayı hedefleyen, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nı derhal kuracağız. Bölgenin sorunlarını, yine bölge ülkeleriyle birlikte çözeceğiz.

 

SAMAN ALEVİ GİBİ DEĞİL, SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜME

Yarın, 2021’in ikinci üç ayına ilişkin milli gelir rakamları açıklanacak. Geçtiğimiz yılın ikinci yarısı, salgının ekonomimizi en sert vurduğu dönemdi. Geçtiğimiz yıl ikinci üç aylık dönemde, milli gelirimiz yüzde 10,3 gerilemişti. Top yere ne kadar sert çarparsa, o kadar da yükseğe çıkar. Ekonomide biz buna “baz etkisi” diyoruz. Hem baz etkisiyle hem de, pandemi döneminde olağanüstü kredi genişlemesinin o dönemde hala süren etkisiyle, büyümede, geçen yıla göre, ciddi bir sıçrama göreceğiz. Ama ekonomik faaliyet hacmini, bir önceki çeyrekle mukayese ettiğimizde, farklı bir tablo, bir yavaşlama görmemizde kuvvetle muhtemel. Saman alevi gibi büyüme, sürekli ve sürdürülebilir büyümeden farklıdır. Ne yazık ki 19 yılda Erdoğan, bu ikisi arasındaki farkı bir türlü görememiştir. Pandemide milleti borca batırdılar. G-20’nin gelişen ekonomileri içinde, en çok kredi veren ekonomi Türkiye. Buna karşın aynı grupta, en az doğrudan gelir desteği veren üçüncü ekonomi de Türkiye. Bol kepçeden verilen kredilerle, büyümenin sürekliliğine ve sürdürülebilirliğine büyük darbe vurulmuştur.

BORÇLARIN ÖDENEBİLMESİ İÇİN GEREKLİ TEDBİRLERİ ALACAĞIZ

Şimdi bireysel kredilerdeki hızlı genişleme ve tahsilattaki sıkıntılar, ekonomi yönetimini de kaygılandırmışa benziyor. Bireysel kredilere sınır getirmekten bahsediyorlar. Yine başta esnafımız olmak üzere, çiftçilerimiz, KOBİ’lerimiz, pandemi döneminde aldıkları borçların, nasıl geri ödeneceğini kara kara düşünüyorlar. Hiç kimse merak etmesin. İktidara geldiğimizde pandemi nedeniyle alınan borçların, kolaylıkla geri ödenebilmesi için, gereken her tedbiri alacağız. Borçları mutlaka ödenebilir halde tutacağız. Borçlardaki hızlı genişleme, sadece büyümenin sürdürülebilirliğine değil, kalitesine de darbe vurmuştur. Hem fiyatlar seviyesi sıçramıştır. Hem de konut başta olmak üzere bazı sektörlerde, balonlar oluşmuştur. Eurostat verilerine göre son bir yılda, tüm Avrupa’da, konut fiyatlarının en hızlı arttığı ülke, Türkiye’dir. Başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlerdeki konut fiyatları ve kiralarda, çok ciddi sıçramalar olmuştur. Önümüzdeki hafta yüz yüze eğitim başlıyor. Özellikle üniversite öğrencileri ve öğrenci aileleri çok büyük sıkıntıda… Keselerine uygun konut bulmakta zorlanıyorlar.

 

İNŞAAT SEKTÖRÜ YAPI PAYDOS DEMEYE HAZIRLANIYOR

Diğer tarafta da, son bir yılda inşaat girdi maliyetlerindeki olağanüstü artış ve ekonomideki belirsizlikler, yeni konut yapımlarını tehdit ediyor. İşte İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu, çimento fiyatlarındaki fahiş artışlara dayanamayarak, 2 Eylül’de “Harç bitti, yapı paydos” demeye hazırlanıyor. Türkiye tarihinde, böyle bir durumla ilk kez karşılaşıyoruz. TÜİK’in makyajlı verileriyle bile enflasyon yüzde 19. Dünya üzerinde en yüksek enflasyona sahip 12. ekonomiyiz. Ama turpun büyüğü de heybede. Kuraklık bu yıl sadece ormanlarımızı yakmakla kalmayacak. Mutfaklarımızı da kavuracak. Gıda fiyatları üzerindeki baskı kışın daha da artacak. Hidroelektrik üretimi düştüğü için, ötelenen enerji zamları da dikkate alındığında, ilerleyen günlerde elektrik fiyatları da hızla artacak. Türkiye’de, hâlihazırda 2 milyon 100 bin aile, elektrik faturalarını ödeyemiyor. Bunu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı istemeden de olsa itiraf etti. Anlaşılan önümüzdeki günlerde bu sayı daha da artacak.

 

YOKSULLAŞTIRAN BÜYÜME

İstihdam derseniz. O cephede de değişen bir şey yok. Pandemi döneminden hemen önce, 2019’un son çeyreğinde, gerçek işsiz sayımız 6 milyon 400 bindi. Bugün 9 milyon. Onca krediye rağmen, işsizlik zirvede dolaşmaya devam ediyor. Bu arada kamuda engelli memur açığı bir türlü doldurulmuyor. Engelli yurttaşlarımız bu kadrolara atama bekliyor. Bir yandan artan hayat pahalılığı, bir yandan artan işsizlik milleti yoksulluk girdabında bunaltıyor. Erdoğan Türkiye’yi, “İstihdamsız büyüme” kavramıyla tanıştırmıştı. Şimdi de “yoksullaştıran büyüme” kavramıyla tanıştırdı. Ama Erdoğan’a sorarsanız, Türkiye “yeni bir şahlanış” içindeymiş. Ne demiş atalarımız, “Olsayı bulsaya vermişler, hiç doğmuş.” Erdoğan’ın durumu da tam bu… Türkiye ekonomisinde büyümenin sürdürülebilirliğini sağlamak için, büyümenin kalitesini artırmak için son 10 yılda, hangi adımı attınız? Hangi yapısal reformları gerçekleştirdiniz? Tersine, ekonomideki kırılganlıkları daha da artıracak, ne kadar yanlış adım varsa, hepsini birer birer attınız.

 

ŞALGAM AŞA GİRİNCE YAĞ OLDUM SANIR

Milletin 128 milyar dolarını, siyasi ikballeri için, yerel seçimi kazanmak için, boş yere buharlaştırdılar. Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını ortadan kaldırdılar. Düne kadar, “IMF defteri kapanmıştır, bir daha açılmayacaktır” diyen kerameti kendinden menkul “IMF bizden beş milyar dolar istedi” hikâyeleriyle övünen Erdoğan, şimdi çıktı partisinin genişletilmiş il başkanları toplantısında, IMF’den gelen 6 milyar 300 milyon dolarla caka satmaya kalktı. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? IMF tüm ülkelere destek verdi. Ama IMF parasıyla övünen, bir tek AK Parti Genel Başkanı Erdoğan oldu. Ne diyelim, “Görmemiş ata binince bey oldum sanır, şalgam aşa girince yağ oldum sanır.” Maalesef bugünkü yönetimin durumu da tam da bu…

 

KURDA KUZU EMANET EDİLMEZ

Son olarak, bu yıl doğal felaketler ve bunlar karşısında aciz kalan Erdoğan Şahsım Hükümeti ülkemizi perişan etti. Güneyimizde orman yangınları, kuzeyimizde seller hepimize acı üstüne acı yaşattı. Şu anda Tunceli’de orman yangınları sürüyor. Genel Başkan Yardımcımız Veli Ağbaba başkanlığında, milletvekili arkadaşlarımızdan oluşan bir heyet, çalışmaları yerinde izliyor. Arkadaşlarımızın bölgeye intikalinden sonra, yangına havadan müdahale başladı. Ancak bu müdahalelerin son derece yetersiz olduğunu da görüyoruz. Tabi bu arada şu soruda insanın aklına geliyor. Daha düne kadar orman yangını olduğunda, sel olduğunda oraya koşuşturan Sayın Bakanlar bugün nerelerdeler? Erdoğan ise yangını bırakmış, AFAD’a para toplamakla meşgul. Bu arada bizi de, AFAD’a toplanan paralardan rahatsız olmakla suçluyor. Atalarımızın dediği gibi; kurda kuzu emanet edilmez. 15 Temmuz paraları, Beşiktaş’taki saldırılardan sonra toplanan paraların akıbetini, milletimizle şeffaf bir şekilde paylaşmayan sizsiniz. Milletimiz adına bu paraların peşinde koşan da biziz. Hem 15 Temmuz, hem de Beşiktaş mağdurları için, o günkü kurlardan yaklaşık 100 milyon dolarlık bir bağış toplandı. Bugünkü kurla bu para 835 milyon lira yapar. Milletten topladığınız bu bağışların nasıl harcandığını, nasıl nemalandırıldığının hesabını millete vermek zorundasınız. Bu paralar doğru nemalandırıldı mı? Yoksa kamu bankalarında düşük faizden iç mi edildi? Beşiktaş’taki kurbanların yakınlarına bugüne kadar ne ödendi? Bunları kamuoyuyla paylaşın. Bunların hesabını vermeden, çıkacaksınız bizi yardıma karşı olmakla suçlayacaksınız. Bizi suçlayacağınıza, millet size neden güvenmiyor, bunu bir düşünün. Milletimiz herkesin ne yaptığını görüyor. Notunu veriyor. Bu hükümete tasdiknamesini vermek için de, sabırsızlıkla gün sayıyor.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Avrupa Gazetesi Tekirdağ