Ana Sayfa Genel 13 Mayıs 2022 65 Görüntüleme

Kovid-19 sürecinde yaşadıklarını unutamıyor

Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde “babasının nasihati” ile iki ablası gibi kendisine de hemşire olan 44 yaşındaki Aynur Torun, 21 yıllık mesleğini ilk günkü heyecanla sürdürmenin ve hastalara şifa dağıtmanın mutluluğunu yaşıyor.
İstanbul Üniversitesi Hemşirelik Bölümünden mezun olduktan sonra 2001 yılında Samsun Kavak Devlet Hastanesinde göreve başlayan Torun, 2013’te Lüleburgaz Devlet Hastanesine atandı.
2019’da kendi isteği ile Kovid-19 İzolasyon Servisinde görev yapmaya başlayan Torun, 21 yıllık meslek hayatında özellikle Kovid-19 salgını döneminde yaşadıklarını unutamıyor.
– “Mesleğimi çok seviyorum”
Torun, AA muhabirine, mesleğini çok sevdiğini belirterek, “Yeniden bir meslek seçimi hakkım olsa hiç tereddüt etmeden tekrar hemşirelik mesleğini tercih ederdim.” dedi.
Devlet memuru babasının sürekli “insanlığa hizmet” konusunda nasihatte bulunduğunu, iki ablası gibi kendisinin de bu nasihatten hareketle hemşirelik mesleğini seçtiklerini dile getiren Torun, “Ablamlar çalışırken hayat mücadelesini gördüm. Bu şekilde böyle bir yola çıktım ve hemşire olduğum için çok memnunum.” ifadelerini kullandı.
Torun, 21 yıllık meslek hayatının özellikle son 2 yılının çok zor geçtiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
“Unutamadığım birçok acıya şahitlik ettim. Salgın süreci yorucu ve yıpratıcı oldu. İnşallah geçmiştir diye düşünüyorum. Arkadaşlarım, çalışan ekip, hastane, sağlık camiası, bütün insanlık adına bizim için çok zor bir süreçti. Elimizden geleni yaptık hem insanlığa hem kendimize faydamız olduğunu düşünüyorum. Süreci iyisiyle kötüsüyle geride bıraktığımızı düşünüyorum.
Yaşamla ölüm arasındaki bir hastaya mavi kod verildiğinde, arrest olduğunda, müdahale etmemiz gerektiğinde o hastanın tekrar hayata geri döndüğünü görmek, şifa bulup taburcu olarak güler yüzüyle evine gitmesi, ‘teşekkür ederim hakkınızı helal edin hemşire hanım’ demesi benim için dünyadaki en kıymetli şey.”
Torun, her hastanın kendileri açısından farklı anlam ve önemi olduğuna değinerek, şöyle devam etti:
“Çünkü her hastanın tedavi süreci bambaşkaydı. Oksijen açlığı çeken hastalarımız oldu. Gözümüzün önünde biz onlarla bu mücadeleyi verdik. Şifa bulup taburcu olan hastalarımız da oldu. Fakat durumu dakikalar içerisinde aniden kötüleşip yoğun bakıma vermek zorunda olduğumuz hastalarımız da vardı. 45-50 yaşlarında karı koca vardı. Oksijen tedavisiyle başlamıştık. Süreç biraz hızlı ilerledi çünkü ikisinin de kronik hastalıkları vardı. Önce bayanı yoğun bakıma verdik. Hastamızı yoğun bakıma verdikten yaklaşık bir hafta, on gün sonra hayatını kaybettiği haberini aldık. Tabii eşi hala bizde yatmaktaydı. Taburcu olmak istedi, eşinin cenazesine katılması gerekiyordu. Eşinin cenazesine katıldıktan yaklaşık 10 gün sonra tekrar acile başvurduğunu, oradan yoğun bakıma alındığını ve vefat ettiğini haberini aldık. Bu bizim için çok üzücü bir durumdu.”
4AA

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

Yiğit,uyarılarda bulundu

Yiğit,uyarılarda bulundu

Avrupa Gazetesi Tekirdağ