Ana Sayfa KÖŞE YAZILARI 9.03.2019 103 Görüntüleme

ELVEDA İSTANBUL

İstanbul’a her gittiğimde oradan neden ayrıldığımı bir kez daha anlıyorum. Otobüsten inip Esenler Otogarı’nda metroya doğru adım atmamla beraber, neden bu kadar nefret etmiştim oradan, tekrar hatırlıyorum.
İnsana bilerek çarpıyorlar. Bilerek yüksek sesle konuşuyorlar telefonda. Bilerek rahatsız ediyorlar gözleriyle. Cüzdan hala çantada mı, telefonu bir yerde unutmadık inşallah diye sürekli el cepte gezerken, her sokakta karşına çıkan Suriyeliler’e üzülmek ve kızmak arasında gidip geliyorsun. Dışarıda yediğin tavuğun bile tadı yok sanki ve o deniz bir türlü durulmuyor. Üzerinde o kadar çok gemi, motor vs. var ki… artık deniz manzarasını görmek için açıklara gitmek gerekiyor. Bu yüzden kıyıda durup gemilerin gidiş-gelişini izliyorsun. Kardeş, buraların garsonları da havalı. Sanki yemek siparişi vermedik de adama küfür ettik. Yüzüne öyle bir bakıyor ki; “Pardon abi.” diyip kalkasın geliyor. Gittiğin çay bahçelerinde yer yok. Caddede karşıdan karşıya geçenler aynı programlanmış robotlar gibi, donuk yüzlerle yürüyorlar. Her yerden başka bir müzik geliyor, hiç birini duyamıyorsun. Kafan karışıyor. İnsanlar o kadar fazla ki, seninle aynı yöne giden kimsenin farkına varamıyorsun, diğerleri de adeta üstüne üstüne geliyor. Birazdan üstünden geçecekmiş hissi verenler, görünmez olduğun konuusunda şüpheye düşürüyor seni. Bir an önce buradan kurtulma isteğinin zirveye çıkması ile kurtulamıyorsun ve işte o anda kısa süreli olmayan bir sinir harbi geçiriyorsun.
İstanbul insanı o kadar yoruyor ki, otobüse de binsen, vapura da, yürüsen de aynı yoruluyorsun. Hiç bir yol istediğine çıkmıyor, hiç bir yemek istediğin gibi gelmiyor, sanki burda gerçekten kimse sevmiyor. Anlayışsız ve düşüncesiz insanların bencilce yaşayışlarından ibaret bu şehir. “Beni affetti”. demiştim 1.5 yıl sonra bugün, ona geri döndüğümde ama çok da umrunda olmadığımı anladım. Görüyorum ki ona aşık olan binlerce kişi var sokaklarında, sahillerinde, rezidanslarında, alış veriş merkezlerinde. Sanırım birbirlerini artılarıyla eksileriyle kabul edip sevmiş bir şehir-insan ilişkisinden bahsediyorum.
Ben Esenler’deyim. Tekirdağ otobüsüne bindim. Geri dönüyorum. Otogardaki büfelerde tepelere asılmış oyuncak bebekler belki de bu şehrin özeti. O yüzden “Elveda” diyorum bir kere daha sana İstanbul.
Tekirdağ’da bu saatte Dreamer Park’a gidip, istediğim yere oturacağım. Güleç garsonlara gökyüzündeki ufoları gösterip kanıtlamanın sevinciyle bir limon dilimli soda daha içeceğim. Sonra da yürüyerek evime döneceğim. İşte bu kadar.

Yorumlar

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Avrupa Gazetesi Tekirdağ